Makyajın Tarihçesi

Makyajın ne kadar süredir gelenek olarak sürdürüldüğüne baktığımızda ne kadar popüler olduğunu görürüz. Yüz temizlenmesi, boyanması Ortadoğu ve Akdeniz medeniyetlerinde önemli rol oynamıştır. Resim ve yazılar, bize eski kültürlerde gözlerin vurgulanmasının ve yüzün en belirgin özelliği haline getirilmesinin çok önemli olduğunu gösterir. Mısırlılarda göz makyajı, bakırın, yeşil maden filizi ve kurşunun koyu gri maden filizi ile dövülüp ezildikten sonra karışım halinde bir kutuya yerleştirilen tozla yapılırdı. Yanaklar ve dudaklar ise yağ ile karıştırılmış kırmızı toprak boyası ile boyanırdı. İngilizler ise diğer ülkelerden daha uzun süre geleneklerini korudular. Solukluğu ve doğallığı güzel ve mükemmel kabul ederek makyaja yanaşmadılar. Ortaçağ kadınları bu mükemmellik fikrini öyle ileri götürdüler ki şakaklarındaki ve boyunlarındaki bütün tüyleri aldılar. 

İngiltere’de kozmetik kullanımı beyaz teni güzelliğin simgesi haline gelen Kraliçe Elizabeth’in tahta çıkışı ile başladı. Beyaz pudra kısa sürede vazgeçilmez bir kozmetik urun haline geldi. Bu pudra arpa ilave edilmiş nişasta ve su mermerinden veya beyaz kurşundan yapılırdı. Kırmızı toprak boyası allık olarak kullanılırdı. Dudaklar ise su mermerinden veya Paris alçısından yapılan kalemlerle boyanırdı. Bu maddeler önce toz haline getirilir sonra da renklendirici bileşim maddeleri bir macunla karıştırıldı. Bu karışım yuvarlanarak tebeşire benzer bir biçime getirilir ve güneşte kurumaya bırakılırdı. 

Elizabeth devrinin asilleri hassas ciltlerini dışarı çıktıklarında güneşten koruyabilmek için yumurta akını ince bir tabaka halinde yüzlerine sürerlerdi. Bu maske moda olan beyaz teni korumada çok etkiliydi. Takip eden yıllarda değişen modaya karşı makyaj hemen hemen II. Charles dönemine kadar ayni kalmıştır. Bu devirde Nell Gwin’in kralla olan ilişkisi asil bayanları aktrislerin abartılmış sahne makyajlarını günlük hayatlarında taklit etmeye itmişti. Bu devrin normal makyajında pudrayla beyazlatılmış beyaz bir yüz ve Sevilla’dan getirilen İspanyol deri allıkla renklendiriliyordu. Bu deri parçası yanağa sürüldüğünde kırmızı renk verirdi. Lekelerde ayni tür deriden yıldız ya da hilal şeklinde kesilmiş parçaların yüze yapıştırılmasıyla kapatılırdı. 

18. yüzyılın ideal güzeli pudralanmış bukleler ve hafif pembeleştirilmiş cildi ile porselen bebeğe benzer kadınlardı. Bu şeffaf küçük yüzler aslında çoğunlukla korkunç gerçekleri saklıyordu. 

Yüze beyaz ten sağlamak amacıyla sürülen beyaz kurşun baş ağrılarına, baş dönmelerine, kabızlığa, hatta körlüğe dahi sebep olabiliyordu. Buna ilaveten dengesiz beslenme ve düzensiz yasam şartları yüzünden bu yüzlerin pek azı güzelliklerini otuzlarına kadar koruyabiliyordu. Buna rağmen bu olumsuzlukların hiçbiri beyaz kurşun pudranın kullanılmasını durdurmadı. 18. yüzyıl kadınlarına bir başka ölüm öpücüğü konduran allıktı. Bir diğer garip moda da şıklığın zirvesi sayılan fare derisinden yapılan kaşların kullanılmasıydı.

Yorum Yaz